ZOR ZAMAN
17 Ağustos depreminden 10 yıl sonra yurdumuzu bir yeni felaket daha sarstı. Öncelikle hayatını kaybedenlere Allah”tan rahmet ailelerine başsağlığı ve sabır dilerim.
Büyük bir doğal afet, insanlar çaresiz kaybedilenlerin arkasından bakmak, mücadele etmek, ve dua etmekten başka bir şey yapamadı.
Okuduğum bazı köşe yazılarında İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanına istifa çağrısında bulunulduğunu gördüm.
Söyler misiniz bu neyi geri getirecek, böylesine büyük bir afetin arkasından bile siyasetçilik yapmaktan başka bir şey değildir bu. Önlemler alınamaz mıydı deniliyor, deniz taşmış, dereler taşmış, ee denizin altına da kanalizasyon döşenemezdi ya. Adı üstünde doğal afet. Kim ister böylesine acı kayıplar yaşamayı, kim ister şehrinin böyle göz göre göre sular altında kalmasını, çamur deryasına gömülmesini. Dere yatağında oturmanın sakıncalarını bile bile boşaltmayacak kadar bilinçsiz bir halk olunduğunu göre göre, oralara yeni iş sahaları kurulmaya devam edildiği sürece kimseyi de suçlayamayız elbette. Böylesine büyük bir afetin arkasından ucuz siyasetçilik yapmanın, bir suçlu aramanın hiç gereği yok. Kaldı ki İstanbul gibi kontrolsüz ve hızla büyüyen bir şehirden bahsediyoruz. Doğru bildiğini söylemeli. Bu yeterli. (Doğal Afet)
Tüm bunların dışında beni en çok üzen böylesine bir acının, böylesine büyük bir felaketin ardından yapılan yağmacılık.
İnanın izlerken bunu yapanlar adına ben utandım. Belki bir yardıma ihtiyacı olana el uzatmak varken, tüm enerjisini çamurlar içine gömülmüş birkaç parça porseleni kapıp götürmeye çalışan, çoluk çocuk etrafa dağılmış birkaç dünya malını savaşta ganimet toplarcasına yağmalayan insanları gördükçe utandım. Utandıkça halimize acıdım.
Kimse bunu ihtiyaçtan, fakirlikten yaptım demesin. Görmemişliklerine üzülsün.
Ülkemiz zor zamanlardan geçiyor, birlik olma, yaralarımızı kardeşçe sarma zamanı. Ne kavga, ne siyaset, inanın hiç zamanı değil.