NANKÖR MÜYÜZ NE
Allah”ım yoksa ben öldüm de cennette miyim?
Denizin insanlığa hediye ettiği, leziz balıklarla donatılmış bir masa, etrafında birkaç dost ve sohbeti, deniz, güneş, sahil…
Karşıda denizin tam da ortasında, bir balıkçı teknesi, sağa sola sallanarak nafakasının peşinde. Haydi rastgele…
Aşıklar el ele, sıcak kumlar üzerinde sahil gezintisinde…
Sıcak rüzgarın nefesi ensemizde…
Bir yerlerden nazenin bir müzik sesi yükselmekte… “hani o saçlarına taç yaptığım çiçekler, hani o güzel gözlü ceylanların pınarı, hani kuşlar ağaçlar…”
İlerde yaşlı bir çınar, gölgesini sunuyor güneşten cayır cayır yanmış bedenlere…
Serin sular güneşin yakıp kavurduğu insanları alıyor bağrına…
Kumsalda on-on beş genç voleybol oynuyorlar, bir taraftan da esmer genç , sarı saçlı güzele kur yapıyor…
Kumdan kaleler yapmış minik bir oğlan çocuğu, dalgalar vurdukça sahile, korkuyor biraz, yıkılacak diye emek verdiği kalesi…
Sahilde iğne atsan düşmez yere, sıcak, güneş, deniz, şemsiyeler altında soğuk karpuz dilimleri yeniyor, birileri tavla atarken, bir kadın dalmış okuduğu kitaba…
Ay sırasını bekliyor, yakamozlarının kollarına almak için denizi, gönülleri…
Aaa yine kar yağıyor, yollar kapanmış, donuyorum. Donuyorum.
Geçen yaz da, yanıyorduk değil mi?
Hatta şunu söylediğimi çok iyi hatırlıyorum. “Üşüyerek uyumak istiyorum”…
Bu dondurucu soğukta nereden çıktı bu “yaz” yazısı demeyin…
Türkiye”m hatta dünyanın büyük bir bölümü KAR ağlıyorken…
İşte tam buradan…
Sanırım biz insanoğlu çok nankörüz…
Kusur bulmak da, şikayet etmekte üstümüze yok...
Tadını çıkarmak varken, bahşedilen o anın...