ANKET
Çubuk Medya Haber Sitemizi Nasıl Buldunuz.?
YAZARLAR
Serap Kankılıç
Tarık Sezai Karatepe
Ömer Baba'nın Gündemi
Prof.Dr. Mümtaz'er Türköne
PİYASALAR
DOLAR
1,7520
EURO
2,3036
IMKB
60.675
HAVA DURUMU
Antalya 5 / 12 °C
Ankara -3 / 3 °C
İstanbul 4 / 8 °C
İzmir 3 / 10 °C
MAİL LİST
BURÇLAR
Burcunuzu seçin, günlük falınızı okuyun
Nöbetçi Eczaneler
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Ömer Baba'nın Gündemi
Hikmetli sözler
KUŞLARIN İSTEK VADİSİ VI

Kuşlar topluluğu dağların eteğinde konaklamıştı. Toplumdan ayrılan keklik renkli taşlar üstünde seke seke gezinmekte. Çavuş kuşu hareket emri verdiği halde keklik hiç umursamadan gezintisine devam etmektedir. Çavuş kuşu kekliği yanına çağırınca, keklik, başını kaldırıp yerinden kalktı. Bir nevi sarhoşluk mahmurluğu içinde salına salına çavuş kuşunun huzuruna geldi. Gagası kırmızı, siyahlar giyinmiş, sanki gözlerinden de kanlar akmaktaydı.

Çavuş kuşu:
— Nedir senin bu halin? Bazen dağların en yüce tepelerinde, engin bellerde uçmakta, bazen de bir kılıç önünde baş verir gibi bir taşın önünde durmaktasın.

Keklik:
– Ben mücevher bulmak için dağlarda, bellerdeyim. Mücevher bulmak için, madenlerin etrafında dönüp dolaşmakta ve hayli koşup tozmaktayım. Mücevher sevgisi yüreğime öyle bir ateş saldı ki, elde ettiğim bu ateş benim için her şeyden hoş. Bu ateşin harareti içimi yakınca içimdeki taş parçacıkları kan haline gelir. Sizlerde bu ateşin etkisiyle taşların nasıl kan haline geldiğini görün. Ben, taşla ateş arasında kaldım. Şaşırmış ve perişan haldeyim.

Çavuş kuşu:
– Ey mücevher gibi renklere boyanmış keklik, bu topallık neden? Sen de bana saçma sapan özürler getirmektesin. Ayağınla gagan, ciğer kanlarına boyanmasına rağmen sen bir taş üstünde hiçbir şey elde edemeden kala kalmışsın. Mücevher dediğin şeyin aslı nedir ki, renklerle bezenmiş boyanmış bir taş değil mi? Sen basit bir taşa sevdalanmış ve bu sevdaya sarılmışsın.

Keklik:
– Mücevher sevdası beni dağlara saldı, gönlüm bu uğurda binlerce zahmet çekmekte. Sevenin elde ettiği mücevherden başka her şey gelip geçicidir. Mücevherin saltanatı daimidir. Hem sen çok iyi bilirsin Hz. Süleyman'ın yüzüğünde ki taşın büyüklüğü yarım buğday kadardı. Hz. Süleyman o yüzük sayesinde yüce bir ad'a, san'a, şan'a ve şöhrete sahip oldu.
Hz. Süleyman o taşı yüzük yapıp parmağına takınca bütün yeryüzü hükmüne girdi. O bulduğu bir mücevher sayesinde bütün âlemlerin emrine girdiğini gördü. Ben neden daimi saltanat sağlayan mücevheri aramayayım ki. Bu nedenle ben dağlar delisiyim, bir an bile dağsız, belsiz duramam.

Çavuş kuşu:
– Hz. Süleyman o taş sayesinde her şeyin emrine girdiğini görünce, “Bu saltanat, bu düzen, demek ki şu kadarcık taşa bağlı” dedi ve şöyle dua etti: “Yarabbi, ben ibret gözüyle bu padişahlığın afetini apaçık gördüm. Dünyada bu kadar şatafatlı ama ahirette değersiz olan bu saltanatı kimseye verme. Dünya ve ahirette kimsenin böyle bir saltanata sahip olmasını istemem” hatta “Benim orduyla saltanatla artık işim yok, zembil örücülüğünü seçtim, onunla geçinip gidiyorum” dedi.
Hz. Süleyman o yüzük sayesinde padişah oldu ama o mücevher, onun yolunu da kesti, ona bağ oldu. Onun yüzünden peygamber olduğu halde cennete, diğer peygamberlerden tam beş yüz yıl sonra girecek.

Keklik
– Ey dostum benim için mücevherden başka değerli bir şey yoktur. Ben bir gün mutlaka onu bulacağıma inanıyorum. Senin beni davet ettiğin Simurg'un yolu çok zor. Ben ona nasıl ulaşacağım. Ben ya bu mücevhere ulaşırım onu pençemle yakalar ve saltanata da ulaşırım, ya da bu yolda ölürüm. Şurasını açıkça söylüyorum ki, bana mücevher lazım, mücevheri olmayan ne işe yarar?

Çavuş kuşu:
– O mücevher, Süleyman'a bile bu işi yaparsa senin gibi sersemi nasıl şaşırtmaz? Sen şaşkınsın, bunca madeni kazıp duracağına, sevgilinin yüzünü görmek arzusunda olmalısın. Değersiz taş parçalarına gönlünü kaptırıp da kendini boşu boşuna üzme. Ey mücevher isteyen gönlünü Simurg sevgisiyle doldur. Daima öyle bir sevgili iste ve onu aramaya devam et.

Keklik, bütün uyarılara rağmen topluluktan ayrılır. Sahte dünya saltanatı uğruna dağlar başında kalır.

Halkı sefillik ve perişanlık içinde olan mağrur hükümdarlardan biri, ihtişamlı bir saray yaptırdı. Sarayın giriş kapısını da çok değerli mermerlerden yaptırarak, zümrüt ve yakut gibi kıymetli taşlarla kaplatarak süsletti. Bir gün bilgin bir kişi olan vezirine sarayın kapısını göstererek:
— Nasıl beğendiniz mi? Sizin sırası geldikçe bahsettiğiniz cennet kapısı bundan daha değerli değildir her halde.

Halkın fakirliğini önemsemeyen hükümdarı hayretle süzen vezir:
— Efendimiz, iyi güzel ama bu kapıyı dünyanın bütün ziynetleri ve taşlarıyla süsleseniz, dehlize açılmasına mani olamadığınız sürece kıymeti yoktur.

Hükümdar güler ve:
— Ey benim akıllı vezirim, yoksa sen ihtiyarlıktan dolayı bunadın mı? Bu kapı sadece benim sarayıma açılır. İçeride dehliz falan yok.

Bilgin vezir korkusuzca:
— Bu kapı sarayın içine açıldığı gibi bir gün sizi saraydan mezara götürenler için de açılacak. Son durağımız o dehliz değil mi?

Hükümdar vezirinin sözlerindeki hikmetleri idrak eder ve gözlerinden yaşlar dökmeye başlar. Kapıya kaplanan değerli taşların yerinden çıkarılıp muhtaç olan halka dağıtılmasını emreder.

Her çağda cesurca yetkililere ve yolculara gerçekleri söyleyen bilgelere ihtiyaç olduğu gibi, o bilge insanların hikmetli sözlerini idrak edip gereğini yapan insanlara da ihtiyaç vardır. Keklik karakterli insanlar hikmetli sözleri dinledikleri halde henüz ellerinde olmayan mücevher sevdasından vazgeçmez, hükümdar karakterli insanlar ise ellerindeki kıymetli taşları hikmetli öğütler sebebi ile terk eder ve halka dağıtır.

Allah yar ve yardımcınız olsun.

Not: (Feridettin Attar'ın Mantık Al-Tayr kitabından)
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
1/15
ÇOK OKUNANLAR
ÇOK YORUMLANANLAR