HER GÜN “ÖĞRETMENLER GÜNÜ” OLMALI….
Şuayip YAMAN
Öğretmenler Günü'nün bu yıl 29. yıldönümünü kutladık. Biraz buruk, biraz üzgün..
Yeni Türk Alfabesi'nin kabulünden sonra Türkiye çapında vatandaşlara okuma-yazma öğretmek amacıyla açılan “Millet Mektepleri”nde Atatürk'ün, Başöğretmenliğini üstlendiği tarihin anısına 24 Kasım “Öğretmenler Günü” olarak 1981 yılından beri kutlanıyor.
Hafta münasebetiyle tüm medya kuruluşlarında öğretmenlerin eğitime, dolaysıyla ülkeye katkıları dile getirildi. Öğretmenlerle ilgili törenler ve etkinlikler düzenlendi. Onlara çiçekler ve çeşitli hediyeler verildi. Şiltler ve teşekkür plâketleri verildi.
Her zaman olduğu gibi bu tören ve kutlamalar sadece bir gün sürecektir. Öğretmenlerle ilgili programlar tele vole ve magazin programları kadar sansasyon (dalgalanma) yaratmayacaktır. Yetkililer ise sadece öğretmenlerin sırtlarını sıvazlamakla yetineceklerdir.
Siyasiler ise günün anlam ve önemine dair çeşitli masallar anlatacaklardır.
Öğretmenlerin hiçbir sorununa dün olduğu gibi bugün de yer verilmedi. Bu zihniyetle yarın da verilmeyecektir.
Yine eğitimin, öğretmenlerin ve öğrencilerimizin öncelikli sorunları masaya yatırılmadı. Yetkililer sorunlarla çözümlerini açıklamadılar. Kutlamalar formaliteden, törensel nitelikten öteye gitmedi.
Öğretmenler bugün her türlü ekonomik sıkıntılara rağmen, öğrencilerine iyiyi, doğruyu, güzeli, dürüstlüğü, vatanseverliği, bilimselliği, maneviyatı, laikliği, çağdaşlığı öğretip onlar için geleceği şekillendirirken konu kendi sorunlarına gelince maalesef yalnız ve çaresiz kalıyorlar.
Onlara kimse destek vermiyor. Diğer çalışanlar gibi onlar da kaderlerine terk edilmiş durumdalar.
Öğretmenler her türlü sıkıntı ve çaresizliğe rağmen hayata sımsıkı sarılmakta, hem öğrencilerini eğitmekte ve hem de her türlü tehlikeye karşı ön saflarda mücadele etmektedirler. Çünkü onlar Atatürk'ün öğretmenleridir.
Ülkeyi yönetenlerin, yönetmeye talip olanlarında bir zamanlar öğretmenleri vardı. Ne zaman unutuverdiler?
ÖĞRETMENLERİN YAŞAM TARZLARI DEĞİŞMELİ…
Cumhuriyet Türkiye'sinde Atatürk döneminden sonra, emekliyi, işçiyi, memuru, esnafı, köylüyü açlığa ve yokluğa terk eden gelmiş geçmiş tüm iktidarlar öğretmenleri de canından bezdirdiler. Onlara sahip çıkamadılar. Kimlere sahip çıktılar ki ? Hep kendilerini ve yakınlarını düşündüler. Diğerleri de üvey evlat muamelesi gördü.
Öğretmenler mutsuz, umutsuz, moralsiz, yılgın, öksüz, aç, yoksul ve kredi batağında yüzüyor…
Birde atanamayan öğretmenler sorunu var ki, onların hali büsbütün karanlık. Oysa 2010-2011 Eğitim ve Öğretim yılı başlayalı 2 ay geçmesine rağmen hala dersler boş geçiyor.
Her meslekte olduğu gibi öğretmenlerin de yaşam tarzları değişmeli..Çünkü ekonomik durumları iyi olan öğretmenler öğrencileri de iyi yetiştirir.
Öğretmen görev yaparken ekonomik yönden kafası dinç olmalıdır Öğretmen derste, “akşam olunca mutfakta yiyecek ne var, ne yok diye” düşünecek olursa o dersten hiç kimseye fayda gelmez. Öğretmenin kafası başka şeylerle meşgul olmamalıdır.
Ama ne yazıktır ki; Öğretmen maalesef kendisinin ve ailesinin geçimini sağlamak için ek iş yapmaktadır. Pazarcılık yapar, köfte-ekmek, ciğer-ekmek satar, gömlek, çorap satar, hafta sonları ve akşamları taksilerde şoförlük yapar, garsonluk yapar. Ama onurludur, gururludur, şereflidir. Kısacası dimdik ayaktadır.
Türk Eğitim Sendikası'nın 24 Kasım Öğretmenler Günü nedeniyle yaptığı anketten çıkan sonuç öğretmenlerin içler acısı haline göz önüne serdi. Buna göre öğretmenlerin;
* % 80'ninin kredi kartı borcu varmış,
· % 42'si çocuklarının geleceğini şans oyunlarına ayırmış durumda imiş,
· % 93'nün kredi kartı varmış,
· Yarısı öğretmen olduğuna pişmanmış,
· % 7'si ancak sosyal etkinliğe katılabiliyormuş,
· % 33'ü ek iş yapıyormuş.
Maddi sorunları gittikçe artan öğretmenlerin ekonomik sorunlar karşısında çaresiz kalmaları ülkenin geleceğini karamsarlığa itecektir.
Atatürk Öğretmenlere, “gelecek nesil sizin eseriniz olacaktır” demiştir. Ekonomik şartların ağırlaştığı böyle bir ortamda öğretmen öğrenciye ne verecektir? O öğrenci nasıl başarılı olacaktır?
Yine Atatürk, “Milletleri kurtaran, ancak ve yalnız öğretmenlerdir. Öğretmenden yoksun bir ulus, ulus adını almayı henüz hak etmemiştir…” diyerek öğretmenliğin kutsal bir meslek olduğunu ve gerçek zaferin onlarla kazanılacağını vurgulamıştır.
Öğretmenlerin ve diğer çalışanların ekonomik durumları devlet tarafından düzeltilmeli.. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti Devleti hem ekonomik ve hem de sosyal yönden çok güçlü ve süper bir devlettir. Hiçbir devlete, birliğe, topluluğa ve fonlara muhtaç değildir. Allah bu ülkeye her şeyi vermiştir. Devletin görevi de vatandaşlarının insanca yaşaması için gerekli önlemleri almaktır. Anayasa'daki, “Sosyal Adalet ve Eşitlik İlkesi” uygulandığında her vatandaş insan gibi yaşayacak imkâna kavuşacaktır. Yeter ki bizi yönetenler iyi niyetli, dürüst olsunlar. En önemlisi de Allah'tan korksunlar…
Öğretmenlerimiz sadece 24 Kasım'larda değil, her gün anılmalı ve hatırlanmalıdır.
Öğretmenler, Başöğretmen Atatürk'ün izinden gitmeli, Cumhuriyetin kazanımlarına sahip çıkmalıdırlar.
Ayrıca öğrencilerini en iyi şekilde eğiterek; Onların ailelerine, topluma ve devlete yararlı bir birey olarak yetişmelerini sağlamaktır. Bu da öğretmenlerin tarihi görevidir.
Tüm öğretmenlerimizin 24 Kasım Öğretmenler Günü'nü; minnetle, sevgiyle ve saygıyla en içten dileklerimle kutlar, yaşantıları boyunca sağlık, mutluluk ve esenlikler dilerim. Ayrıca Türk eğitimine hizmeti geçen, şehit olan ve ebediyete intikal eden başta Başöğretmen Atatürk olmak üzere tüm öğretmenlerimizi minnetle ve özlemle anarak, Allah'tan rahmet dilerim. Ruhları şad olsun…
Sadece bir gün değil, her gün “Öğretmenler Günü” olmalı… Öğretmenler de insan gibi yaşamalı, sürünerek değil…