ÇOK TATLI
Bir telaş, bir telaş…
Tüm olumsuzluklara ve tüm acılara rağmen hayat coşkun ırmaklar gibi akıp gidiyor.
Bütün hızıyla, yetişmek imkansız gibi.
Bir kırmızı ışık bile yok, arada bir yansa da es verse…
Her şeyi o kadar çabuk tüketir duruma gelmişiz ki… Mutlulukları, acıları bile.
Düşünüyorum da, her şeyi yutup yok eden girdaplar gibiyiz.
Yine düşünüyorum da, her acı ilk günkü gibi taze kalsaydı yaşayabilir miydik?
Hep tüketen konumunda olmak kötü de, sanırım bir tek acılar konusunda hemfikiriz tüketim canavarı ile.
Bitsin çünkü acılar, kimse üzülmesin. Kimsenin canı yanmasın.
Herkes hayatındaki acıları ve acıtanları kirli bir gömlek gibi çıkarıp atsın.
Tam da bayram arifesinde başka da bir dileğim yok.
Acılar bizi tüketmeden, biz onları tüketelim.
Çünkü üzüntülerin hayatımızda ve bedenimizde yaptığı tahribatı böyle önleyebiliriz belki.
Bugün alışveriş için dışarı çıktığımda gördüm, yazımın başında yazdığım telaşı. Bayram telaşı almış başını gidiyor. Güzel bir telaş tabi.
Her bayram yeniden doğmak gibi. Her bayram yenilenmek, sevinç, tatlı yorgunlukların ardından içilen bir fincan kahve keyfi.
Bir de eski bayramların tadı olsaydı diyeceğim alışık olduğunuz gibi.
Ama diyeceğim işteJ
Çocukluğumdaki bayram sabahı yeni ayakkabılarımı, yeni giysilerimi giymenin sevinci gibi.
Kim benim gibi düşünmez ki?
Hadi yeni bayramımıza şeker tadında uyanalım artık. Bol bol tatlı yiyelim, tatlı konuşalım, tadına varalım artık hayatımızın.
Yenilenelim.
Kendi adıma ben hazırım.
Ya siz?
Herkese hayırlı ve bayram şekeri tadında, kadayıf, baklava, şöbiyet, sütlaç, çikolatalı dondurma tadında bayramlar.
Not:Bu arada kilolara dikkat…