BİN BİR GECE RÜYASI
Birçok rüzgâr adı var biliyordum, ama esen her rüzgârın adını anında söyleyen insanlarla hiç karşılaşmamıştım. Benim içinse bir tek rüzgâr adı vardı “rüzgâr” ee deniz çocuğu olmadık biz. Deniz çocuklarından bahsedeceğim sizlere ve denizden…
Ve o denizin çevresindeki tadına doyum olmaz güzelliklerden.
Benim adını tek bildiğim rüzgâr bize bir sürpriz yaparak hiç planlamadığımız öyle bir yere savurdu ki beni ve yanımdaki güzel dostlarımı. İyi ki esmiş bu rüzgâr dedirtti.
Bu yıl avare bir tatil yapmak istiyorum diye tutturmuştum. Tam da öyle oldu. Plansız, programsız, alabildiğine huzur dolu.
Nereden başlayayım bilemiyorum…
Ama öncelikle beni en çok etkileyen bir çiftten bahsetmek istiyorum.
38. Silifke Kültür Haftası etkinlikleri kapsamında düzenlenen şenliklerde, otantik ve kendinizi evinizde hissedeceğiniz küçük ama çok sevimli bir çay bahçesi içerisinde sahne alan bir çift ile tanıştım. Tülay – İrfan Gezer çifti. İkisi de yürekleri ile gören, sesleri ile yüreklere dokunan, sanatçılardı. Kendileri ile ilgili olarak ve tüm engelli kardeşlerimizin dertlerine bir nebze derman olabilmek adına birlikte imza atacağımız bir çok çalışma olacak bundan sonra. Tülay ablacığımın sesini bir kez dinleyin, sizleri öyle uzaklara götürecek ki. Bir tane daha Sebahat Akkiraz sesi varmış dedirtecek sizlere… Kapatın gözlerinizi ve dinleyin, sadece dinleyin… Hayran olmamak mümkün değil o sese…
Akdeniz”in kadınları, gücünüz, emeğiniz, yürekli ve bir o kadar da güçlü kişiliğiniz beni sizlere hayran bıraktı. Köyümün, Anadolu”mun gülen yüzlü kadınları, elleri öpülesi, ana yürekli her biri…
Susanoğlu…
Sit alanı burası, korunuyor, korunmalı, doğal güzelliklerine el değmemeli…
Değmemeli ki, dalgaların sesi hep duyulsun, değmemeli ki, insan eli kirletmesin, ayın ondördü gibi…
Akdeniz nasılda gizlemiş seni, duvağı kapalı bir gelin misali…
Yakamozlar oynaşır denizinde, nazlı gelin edasıyla…
Güzelliklerine el değmemiş daha, korunmuş. Cennet-Cehennem obruklarınla… Bir o kadar gizemli, bir o kadar ürkütücü ama huzurla…
Yapraklı koyunla…
Cennete mi düştüm dedim, burasıyla tanışınca… Denizin, temiz yürekli insanların saflığında… Huzur bulmak için arada bir yol almalı sana, oturup bir bardak çayla, dalıp dalıp gitmeli, dalgalarındaki derin sessizliğe…
Eğer yolunuz düşerse bir gün bu dünyadaki cennete, Aydede Cafeye mutlaka uğramalısınız. Sahil kenarında, dalgaların derinliğine dalmalı, buranın işletmecisi olan Şair Ali Kaptanın sesinden “ceviz kabuğu” isimli şiiri mutlaka dinlemelisiniz…
Vurgun yemezsiniz ne kadar derine dalarsanız…
Dalgalar sizi alıp götürür, okyanusun derinliklerine, bir tek huzura boğulursunuz…
Oltalarınızı atarsınız çayınızı yudumlarken… Haydi rastgele…
Düşev”e uğrayıp gerçek türkü söyleyenlerden Silver”in sesinden “Dermanımsın” ı kesinlikle dinlemelisiniz. “Nerde bir türkü duyarsan otur dinle, çünkü kötü insanların türküsü olmaz”…
Demiş, demiş de ne doğru eylemiş…
Acıktınız mı?
Sahil kenarında, balık ekmek keyfi yaparken, kalabalık içinde, kendi sessizliğinize odaklanırsınız.
Daha doymazsınız, açık hava ve huzur varken…
Meşhur sıkma ve çay iyi gider burada…
Ertesi gün Cennet-Cehennem yolu üzerindeki kahvaltı cennetinde başlayın güne. Hiç tatmadığınız reçelleri yiyin ellerinizle. Yapış yapış olun kimin umurunda. Karşınızda yine deniz var, rüzgar eser ılık ılık, mis kokan çiçekler arasında…
Akşam yemeğinde de tantuni ziyafeti…
Ben bu yüzden kilo veremiyorum galiba J
Durun daha bitmedi…
Akyar”da atın yine oltalarınızı, bir tarafta da mangalınız tüttürsün dumanını…
Açın birde Türk Sanat Müziğinin sihirli nağmelerinden bir beste…
Cesaretiniz varsa atın burada kendinizi buz gibi sulara…
Laf aramızda ben o kadar cesur olamadım…
Taşucu”ndan atlayın bir tekneye, tam ortasında bulun kendinizi, mehtap seferinde…
Sonra…
Alın yanınıza en sevdiklerinizi, oturun bir kıyı kahvesine, yakamoz eşliğinde oynaşan balıkları izleyin, gün yavaş yavaş ağarırken, bir yudum kahve, bir yudum özgürlük…
Ve güneşle birlikte…
Uyanın bu bin bir gece rüyalarından…
Keşke hep uyuyabilseydik…