BEYAZA HASRETİZ
Ne güzel, yağsın karlar...
Şehrimi beyaza boyuyor, temizliğin rengine.
Sanki bütün mikroplardan arınıyor her yer. Temizleniyor, paklanıyor. Kar gibi bembeyaz oluyor şehrim. Ağaçlar, evler, yollar aydınlanıyor. Bembeyaz sayfalar açılıyor şehrimde her kar yağışında sanki.
Peki...
Bizler gönüllerimize hiç kar yağdırabiliyor muyuz?
Bembeyaz ak pak temizlenebiliyor muyuz? Ruhlarımızı kinden, nefretten, sevgisizlikten arındırabiliyor muyuz?
Daha çok kar yağması gerekiyor, daha çok...
Her yer böylesine bembeyazken, temizlenmişken dışarı her baktığımızda biraz daha içimiz açılmıyor mu? Biraz daha sevmiyor muyuz her şeyi. Biraz daha romantikleşmiyor muyuz?
Yüreklere de kar yağdırmanın bir yolu var mı? Olmalı, olsun...
İçimiz biraz ferahlasın, aydınlansın, ruhlarımız temizlensin. Kötü mü olur?
Ah kar, ne çok soru cümlesi kurdurdun bana, hemen hemen bütün cümlelerimi soru işaretleri ile bitirmeme sebep oldun. Ne hikmetin varmış.
Ya da bizler böyle siyahların hakim olduğu bir dünyada beyaza hasret kalmışız.
Biliyorum, birçok yerde özellikle Güneydoğuda, Doğuda yolları kapatıyorsun, hayatları zorlaştırıyorsun, hastalar hastanelerine yetişemiyor, okul yolları kapanıyor, yavrular okullarından uzak kalıyor, çok zor... Allah”ım yardım etsin onlara. Ama bizler büyük şehrin karmaşasında, gürültüsünde özlüyoruz temizliğin rengini. Çünkü her şey öylesine kirli ki. Öylesine yozlaşmış, öylesine sıkıntılı ki...
Özlüyoruz işte bir tutam aydınlığı.
Belki soğuk içimize işliyor, hayat şartları biraz zorlaşıyor, ama kar topu oynayan çocuklarımızı, veya hala içinde birazcık da olsa çocukluğunu yaşatanları sokaklarda, kahkahalarla, coşkuyla oynuyor görünce mutlu da oluyoruz işte.
Bu da bize yetiyor.
Sen yağ kar... Beyaz rengi özledik...
Temizliği özledik. Ruhlarımıza da yağ, yüreklerimize de yağ. Onların da ihtiyacı var soğuk beyazın getireceği sıcaklığa...