KUŞLARIN İSTEK VADİSİ II
Hz. Ömer bir gün namaz kılmak amacı ile Mescidi-i Nebeviye girer. Mescitte inleyerek sızlayarak iki kişi seslice dua etmektedir. Sessizce, dua yapanlardan birinin yanına yaklaşır ve yapılan duayı dinler. Adam “Allah'ım ben falan kadına âşık'ım lütfen onu bana ver” diye dua ediyor ve gözlerinden yaşlar döküyor. Ömer ikinci dua eden şahsın yanına da sessizce yaklaşır ve onun da “Allah'ım, ben sana ve Resulüne âşık'ım lütfen beni senden ve Habib'in Muhammed'den ayırma” diye ağlayarak dua ettiğini duyunca şaşkına döner. Her konuda olduğu gibi bu konuyu da Peygamber Efendimiz'e arz edince;
Allah'ın Resulü “Ameller ancak niyete göre değerlendirilir. Kimin hicreti (isteği) Allah ve Resulü'ne ise hicreti ( bulacağı) de Allah ve Resulü'nedir. Kimin de hicreti (isteği), elde etmek istediği dünya malı veya nikâh edeceği bir kadın ise onun hicreti de onadır” Der.
Allah'ın kullarına lütfü ihsanı amellerine göre değil kalplerindeki niyetlerine göredir. Aynı camide de olsa insanların niyet ve istekleri çok farklı olabiliyor. Feridettin Attar da İstek Vadisi'nde toplanan kuşların isteklerinin birbirinden farklı olduğunu anlatır.
Özellikle edebiyat ve tasavvufta bülbülün gül sevdası çok anlatılır. Gül sevilen, bülbül seveni temsil etmektedir. Tasavvufta bülbül ilahi aşk ile yanan tutuşan ruhu temsil eder. Ruh ten kafesinde 'ezeli gül bahçesinin isteği ve özlemi ile feryad ve figan' eylemektedir.
Feridettin Attar gül ve bülbül ilişkisini değişik şekilde anlatır. Bülbül duygusal sevgiyi simgeler, yani aşık olmaya aşık kişiyi. Çavuşkuşu, kuşlara yaptığı sevgi konulu konuşmasını daha yeni bitirmişti. Ruhsal arayışa çıkmaya ilk mazeret bülbülden geldi. Mazeretinin ana teması da sevgi idi. Bülbül sevginin gizemlerine dair tutku dolu sesler eşliğinde şakımaya başladı. Onun bu şakıması seher vaktinde yankılandı. Bülbülün güle karşı sevdası öyle güçlüdür ki ne o gülden ayrılabilmektedir ne de gül ondan. İşte bülbülün bu sevdası Simurg'a uçmasını engellemektedir. Çiçek açma zamanında gülün yanında kalmak ister. Sevdiği varlık olan gülden ayrı olarak tek bir gece bile geçirmeye tahammülü yoktur. Mecazi aşk, onu öylesine etkisi altına alır ki, gülden ayrılmasını ölümü ile eş değer görür.
Çavuşkuşu bülbülü, gülün gelip geçici güzelliğine aşık olmakla suçlar. Onu geceleri uykusuz koyanın gerçek sevgi olmadığını, sadece hileli bir oyun olduğunu söyler. Onun güle karşı olan sevgisinin aldatıcı bir sevgi olduğunu, gülün kendisine hiç değer vermediğini, hatta dikenleri ile kanını akıttığını, canını yaktığını söyler. Çalıkuşunun bütün uyarılarına rağmen gülü terk edip ilahi aşk yolculuğuna çıkamaz. Bülbülün güle aşırı düşkünlüğü, tutkusu, kendisi ile ilahi aşk arasında en büyük engel olur. Maalesef bu geçici, asılsız sevgi uğruna ilk olarak gruptan ayrılır ve gül dalına konar. Bülbül gül goncası açılmadan önce hasretten inlermiş. Gül tam açılacağı zaman uyurmuş. Uyandığında da gülü açılmış bulduğundan hayretinden ağlar ve inlermiş.
Fuzuli der ki, gülün dalındaki dikenler bülbülün kanını döktüğünden gül kırmızı oldu amma bülbül gerçek sevgiliye kavuşamadı. Attar bülbülün bu davranışını ilahi aşkı unutup mecazi aşk ile avunan insanları anlatmak için yazdı. İnsanlarda var olan özellikleri kuşlar aracılığı ile anlattı.
Bir okurumun ricası üzerine diğer kuşları ve niye yolculuğu terk ettiklerini de sırası gelince anlatacağım. Önce sevginin ne olduğunu ve aşka nasıl dönüştüğünü anlatayım. Anlatayım diyorum ama anlatmak çok zor. Hz. Mevlana'ya “Aşk nedir?” diye sormuşlar. Mevlana sema yapmaya başlamış ve bir süre sonra durunca soran adama “Ben ol ki bilesin” demiş. Bazı tasavvuf düşünürleri “Yanmayan bilmez ateşi aşka” derken bazıları da “Tatmayan bilmez” derler.
Mecazi aşk ile de ilahi aşka ulaşanlar vardır. Ama çok zor ve engelli bir yoldur. Hepimizin bildiği Leyla ve Mecnun hikâyesi bunun en iyi örneğidir. Kays Leyla'yı öyle sever ki, insanlar onu Mecnun (deli) diye çağırmaya başlarlar. Sultan bir gün Mecnun'u yanına çağırtır ve ona, “ Aklını başına toplarsan Leyla'yı sana almak için ben aracı olacağım” der. Mecnun ise “Ben Mevla'yı buldum, Leyla'yı neyleyeyim” der. Mecnun'un saf ve temiz aşkı, kendisini ilahi aşk deryasına kavuşturmuştur.
Allah aşkı, muhteşem ilahi bir deryadır. Aşk yukarıdaki örnekte olduğu gibi, en aşağı basamaktan, en yüce basamağa yol arar. Kimi akarsular gibi çölde yok olur gider, kimi deryaya kavuşmayı başarır. İbn. Arabî “Sevgi, her zaman kendine bir yol bulur; ilgi konusu değişiktir, pek çok varlıkta ilgi alanını yaratır” der.
Hz. Mevlana “Herkes bir zaman hayvani aşk çemberinden geçer” der. Gerçek olan aşağı basamaklardan yukarı basamaklara çıkmaya muktedir olmaktır. Maddi güzellikler mana ile yoğrulmamışsa ilahi deryaya yol vermez olur. Hayatta bazı şeyler vardır ki görünüşleri ile insanları etkisi altına alır ve o kişiyi kendine bağlar. Hz. Ali “Hayat bir yılana benzer, dokunuşu yumuşak, ısırışı öldürücüdür”der. Bu dünya hayatında bütün ruh heyecanını, bir dokunuşun zevki ve sefası uğruna harcayanlar “Ben” hırsı ile yaşadıklarından gidip ilahi aşk deryası ile bir türlü buluşamazlar.
İlahi aşk deryasına ulaşmak isteyenler gönül kapılarını ruha ait sevgi ve aşklara açmalıdır. Hayvani istek ve arzularla yaşamaktan ise, yaratılmıştan yaratana doğru yolculuk yaparak ilahi aşk deryasına kavuşabilirsiniz. Aziz Mahmut Hüdayi Hazretleri'nin şu beytiyle yazımı noktalıyorum.
Bir Padişaha kul ol ki, mülkü zail olmaz ola
Bir Gülşen'e bülbül ol ki, hiç gülleri solmaz ola.
Allah yar ve yardımcınız olsun.