Canana giden can
PENBE-İ DAĞİ CUNUN İÇRE NİHANDIR BEDENİM
DİRİ OLDUKÇA LİBASIM ÖLÜRİSEM KEFENİM
CANI CANAN DİLEMİŞ VERMEMEK OLMAZ EY DİL
NE NİZA EYLEYELİM OL NE SENİNDİR NE BENİM
Hiç kuşku yok o varlıktan soyundu, rahmeti bol olan Rahman'a kavuştu. Libasım veya kefenim dediği bedenini Çengelköy Mezarlığı'na defnettik. Sevdiği değer verdiği dostları onu yeni hayatına uğurlamaya gelmişti. Camide olduğu gibi mezarlığa gelenlerde çoktu. Dikkatimi gelenlerin çokluğundan ziyade gençlerin çoğunlukta olması ve gözlerinin yaşlı olması çekti. O iyi bir yazar olduğu kadar iyide bir öğretmen idi. Mezarının başında her zaman ki gibi heybeti ile “sevin ki sevilesiniz” dersini veriyordu. O gençleri çok seviyordu, şimdi gördüğüm manzara ise gençler o'nu çok seviyordu. Allah herkese böyle sevilmeyi nasip eylesin.
O Hakk'ı, hakikati, yaratanı, yaratılanı, vatanını ve milletini çok sevdi. Hiç menfaat gözetmeden sırf Allah için sevdi. Hep insanlara, bildiği doğruları ulaştırmak derdinde idi. Ona göre insanlar her şeyin en iyisini, en güzelini hak ediyorlardı. Ama birileri kendi âli menfaatleri için kamunun özgürce düşünme, özgürce inanma ve inancını yaşama haklarının önüne geçiyordu. Birilerinin kendilerini çoban, çoğunluğu ise sürü yerine koymasına tahammülü yoktu. Hep bunun mücadelesini verdi. Çevresindeki insanları birilerinin kurdukları komplolara karşı uyardı. Bazen insanlar yok canım bu kadarda olmaz diye anlattıklarını sorgularken, kısa bir süre sonra gerçek onun anlattığı gibi çıkardı. O, anlattığı şeyin aslını öğrenmeden, sormadan sorgulamadan anlatmazdı. İçine sinmeyen bir konuda konuşmazdı.
Yazımı bir hikâyecikle bitirmek istiyorum. Zamanın birinde bir meczup dede varmış. Bu meczup kişi, bazı kişilerin cenazesi taşınırken “Yuh sana yuh, yuh” diye bağırırmış. Pek tabii ki bu durum cenaze sahiplerini üzermiş. Üzülmelerine rağmen meczup olduğu için de ses çıkarmazlarmış. Günün birinde meczup dede de ölmüş. Bazı insanlar çocuklara para verip, dedenin cenazesi taşınırken “Yuh dede yuh sana da yuh” diye bağırmalarını tembih etmişler.
Meczup dedenin cenazesi taşınırken çocuklar hep bir ağızdan “Yuh dede yuh sana da yuh” diye bağırmaya başlayınca dede tabuttan başını çıkarmış ve “Ben de onlar gibi öldüysem bana da yuh olsun” demiş.
Ömer Lütfi Mete de başkaları gibi gaflet içinde ölmedi. O'nun sevdiklerinin gönlünde hep diri kalacağına inanıyorum. Allah kabrini nur, mekânını cennet eylesin. Geride kalanlarına da Mevla güzel sabırlar ihsan eylesin.
Allah yar ve yardımcınız olsun.
Yazar: Ömer Baba'nın Gündemi
http://www.cubukmedya.com/ sitesinden 24.05.2012 tarihinde yazdırılmıştır.